Voleybol, bağırmadan kazananların sporudur. Tribünü futboldaki kadar gürültülü değildir belki ama sahadaki emek, disiplin ve akıl çok daha nettir. Bu yüzden voleybol, sonucu şansa bırakmayan bir oyundur.
Bir maçta yıldız yoktur; takım vardır. Bir kişinin hatası herkesin sorumluluğudur, bir sayının sevinci herkesindir. Voleybolu özel kılan da budur. Bireysel ego değil, kolektif bilinç kazanır.
Türkiye’de voleybol uzun süre “sessiz başarı” olarak anıldı. Ancak özellikle kadın voleybolunda gelen uluslararası zaferler, bu sporun artık kenarda köşede kalamayacağını gösterdi. Altyapı, disiplin ve doğru planlama birleştiğinde, dünya devlerini devirmek mümkün oldu.
Voleybol sahasında kavga yoktur, itiraz sınırlıdır, oyun saygıyla oynanır. Hakeme bağırarak değil, daha iyi oynayarak cevap verilir. Belki de bu yüzden voleybol, sadece bir spor değil; bir duruş meselesidir.
Bugün voleybolu izleyen çocuk, kazanmayı da kaybetmeyi de öğrenir. Takım olmayı, beklemeyi, sabretmeyi, sorumluluk almayı öğrenir. Yani voleybol, sadece skor üretmez; karakter inşa eder.
Ve şunu net söylemek gerekir:
Voleybol, Türkiye’nin yüz akıdır. Gürültüyle değil, sonuçla konuşur.