Bir devletin bayrağı indiriliyorsa, ortada basit bir olay yoktur. Bu, doğrudan devlet otoritesine yönelmiş açık bir meydan okumadır. Bayrak, süs değildir; devletin egemenlik işaretidir. Egemenlik işaretine uzanan el, kime ait olursa olsun karşılıksız kalmayacaktır.
Bu tür hadiselerde tartışma alanı dar tutulur. Devlet, refleksle konuşmaz; sonuçla konuşur. Kim yaptı, nasıl yaptı, hangi boşluktan faydalandı—bunların tamamı not edilir. Devlet, hata üzerinden polemik üretmeyecek; hatayı giderecek, sorumluları tespit edecek, gereğini yapacaktır.
Bayrak indirme teşebbüsü bir protesto değildir. Bir fikir açıklaması hiç değildir. Bu fiil, doğrudan anayasal düzene ve kamu otoritesine yönelmiş bir eylemdir. Dolayısıyla cevabı da sıradan olmayacaktır.
Bayrak yeniden yerine çekildiğinde mesele kapanmış sayılmaz; sadece ilk aşaması tamamlanmış olur. Çünkü devlet için önemli olan görüntüyü düzeltmek değil, tekrarını imkânsız kılmaktır.
Bu topraklarda bayrak, korunması gereken bir sembol değil; korunması zorunlu bir egemenlik işaretidir. Bu zorunluluk ihlal edildiğinde, kimse “anlık zafiyet”, “ihmal” ya da “ferdi eylem” gibi kavramların arkasına sığınamaz. Devlet, kendi ciddiyetini başkalarının niyetine bırakamaz.
Sonuç nettir: Bayrak iner gibi olmuşsa, devlet gereğini yapar. Sessizce, soğukkanlılıkla ve tereddütsüz. Çünkü bu ülkede bayrak indirilmez; indirilmeye kalkışılan her an, devletin kararlılığıyla karşılık bulur.