Antalya 2026’ya yine “rekor” manşetleriyle girdi.
Uçaklar dolu, oteller dolu, sahiller kalabalık.
Peki soru şu: Bu kalabalık gerçekten kazanç mı, yoksa sessiz bir tükeniş mi?
Turist sayısı artıyor ama kişi başı harcama yerinde sayıyor.
Her şey dahil sistemi doluluk sağlıyor; fakat şehre nefes aldırmıyor. Antalya kazanıyor gibi görünüyor ama esnaf hâlâ beklemede, çalışan hâlâ borçta.
Turizm sadece otel lobilerinde ölçülmez.
Çarşıda, takside, restoranda, pazarda hissedilmeyen kazanç istatistikten ibarettir.
2026’nın asıl gerçeği şudur:
Antalya ucuz destinasyon algısından kurtulamadığı sürece, ne kadar turist gelirse gelsin nitelik artmayacak. Deniz aynı, güneş aynı… Ama fiyat hep aşağı çekiliyor. Kalite değil, indirim konuşuluyor.
Bir başka tehlike daha var:
Sezon uzuyor ama çalışan tükeniyor.
Turizm emekçisi artık “sezonu çıkarayım” değil, “nasıl kurtulurum” diye bakıyor. Bu da hizmet kalitesini sessizce aşağı çekiyor.
Antalya’nın ihtiyacı yeni oteller değil.
Yeni vizyon.
Yeni pazarlar, yeni konseptler, kültür ve gastronomiyle güçlendirilmiş bir turizm anlayışı.
Aksi hâlde 2026, kağıt üzerinde rekor;
sahada ise yorgun bir şehir olarak hatırlanacak.
Turizm rakamla büyür,
ama şehir akılla yaşar.